21 Aralık...
Boş laf...
Bir şey söyleyeyim mi?
Ben kıyamet fikrini seviyorum...
Seviyorum yaratıcıma kavuşma fikrini, sende seviyorsun hadi itiraf et! Kulağına eğilip paaaat desem düşüp bayılacaksın neredeyse, korkuyorsun çocuklar gibi, yapma lütfen, kim istemez ki ait olduğuna kavuşmayı, nasıl yanmazsın bunun için...
Korkuyoruz ya, yazıp çiziyoruz, 21 aralıklar geri sayımlar, ödümüz kopuyor kıyamet kopacak diye, farkında değiliz ölümün de bir kıyamet olduğunun, ölüm herşeyi savurur tane tane, ölünce insan kopuverir kıyameti bilmiyoruz, nasıl bilmiyoruz? Hergün ölüyor ya birileri... Olsun biz değiliz... Anlamasak da olur şimdi daha vaktimiz var, ölüyor ya birileri hemde hergün, parçalanıp gidiyor her bi şeyi, ölüyoruz eşyalarımız bizim zannettiğimiz ne varsa hani benim diye kavga ettiğimiz ne varsa, başkalarının oluveriyor, saatini biri alıyor ayakkabını veriyorlar birine, çantanı bir diğerine, kabanını ötekine... Söylesene senin miydi bunlar gerçekten, seninse niçin valize koyup götürmedin gittiğin yere?
Kıyamet kopacak! hepimiz savrulacağız ne güzel olacak, kirlerimizden arınacağız, öyle yakın ki aslında, nefesini yüzümüzde hissediyoruz, zaten bunun için bu kadar korkuyoruz, kıyamete çocuklar doğuruyoruz, ölecek insanları seviyoruz, bazen onlar bizi sevmedi diye biz ölüyoruz...
Ezberimi bozdun ey kıyamet! Önce yavaş yavaş rüzgarlarla başladın, saçlarımı verdim rüzgarlarına, çok güzeldin, tatlı tatlı estin, merttin, en başından söyledin dayanabilecek misin?
şimdiki gibi olmayacağım dağıtacağım sana ait ne varsa birer birer dayanabilecek misin? Zordur bana sabretmek, senin gibi nicelerini kattım ben ırmağa dayanabilecek misin? Bir çoğu verdi kalbini bana, başladı mı bir kere bitmez, çetin imtihanım ben dayanabilecek misin?
Dayanırım tabi!
Çünkü seni kalbim sevdi, dayanırım tabi...
Dayanmalıyım çünkü buna mecburum
Toparağa girmeden koparmalıyım seni...
Yoksa asıl gün geldiğinde acımayacaksın bana bilirim...
Haydi kop şimdi dayanabilirim...
Peki öyleyse dedi kıyamet...
Arttırdı rüzgarını
Önce en değerlilerim , en kıymetlilerimi kattım önüne, acımadım yemin ederim, canı nasıl istediyse öyle savurdu herbirini benden yüzlece yıl öteye, savurdukları bazen kalbime çarptı kanattı bazen, ağladım acıdı canım ama sıktım dişimi, dayandım! Söz vermiştim. Oturdum bir köşeye seyrettim bana ait olanları, onun rüzgarına dayanamayışlarını izledim sitemkar, hani hallaç pamuğu derler ya işte öyle, herbirinin benden uzaklaşmalarını izledim hayretle, onların beni terkedişlerini seyrederken onlardan kalan boşluklarım doldu tarifsiz lezzetlerle, ayaka kalkıp, yaratıcısına kıyamet'in KIYAM ETTİM zevkle, ölünceye kadar ayrılmamama sözü verdim o kıyamdan, bir kere kıyam eden oturmaz diye...
20 Aralık 2012 Perşembe
9 Aralık 2012 Pazar
Gül peygamber kokusu taşır...
Evet olsa olsa ancak bir peygamber bu kadar güzel kokabilir, hatta bence Gül kokusu peygamberden geldigi için mis gibidir..
Dokusu ne güzeldir onun, renkleri ve formu... İç içe dönerken, aslına dön, kendine dön, ancak dönersen, dönebilirsen yaprak yaprak, gün be gün, o zaman güzelleşir baskalasirsin der...
Dikenleri umursama boşver onları, diken olup senden tezahür eden ne kadar kötü ahlak varsa erit onları sinende ve bırak onları kendi baslarına sen boy ver uza, yükseğe daha yükseğe, ne zaman ki onları terkedip arkanda bırakırsan onlar da seni terkeder, durup dalın sırtında yukarıda naif ve kadifemsi var olusunu gıpta ile seyrederler, utanip yumusak olamadiklarina, kendi tabiatlarınca sana yarenlik etmeye koyulurlar, senden olabilmek icin hos gorulebilmek icin, adeta sana muhafız olur kötülerin şerrinden emin olman için bekleşir dururlar artık, der kendisini her eline alan kimseye...
Konuşur gül, hem acıtır hem mest eder, bazısı der ki; herkes gülü seviyor bence o kadar güzel değil ben papatya severim ben kır çiçeği severim, yalan söylüyor inanmam, bu kadar zahmetle topraktan doğruluşu ve dirilişi kim hayranlıkla seyretmez ki, bunca emin adımlarla ilerleyişi kim takdir etmeden geçebilir, olgunlaşabilmenin zaman alacağına en güzel öğretmendir gül, hele bir dalına eğil de kulak ve neler neler anlatır gül...
Dokusu ne güzeldir onun, renkleri ve formu... İç içe dönerken, aslına dön, kendine dön, ancak dönersen, dönebilirsen yaprak yaprak, gün be gün, o zaman güzelleşir baskalasirsin der...
Dikenleri umursama boşver onları, diken olup senden tezahür eden ne kadar kötü ahlak varsa erit onları sinende ve bırak onları kendi baslarına sen boy ver uza, yükseğe daha yükseğe, ne zaman ki onları terkedip arkanda bırakırsan onlar da seni terkeder, durup dalın sırtında yukarıda naif ve kadifemsi var olusunu gıpta ile seyrederler, utanip yumusak olamadiklarina, kendi tabiatlarınca sana yarenlik etmeye koyulurlar, senden olabilmek icin hos gorulebilmek icin, adeta sana muhafız olur kötülerin şerrinden emin olman için bekleşir dururlar artık, der kendisini her eline alan kimseye...
Konuşur gül, hem acıtır hem mest eder, bazısı der ki; herkes gülü seviyor bence o kadar güzel değil ben papatya severim ben kır çiçeği severim, yalan söylüyor inanmam, bu kadar zahmetle topraktan doğruluşu ve dirilişi kim hayranlıkla seyretmez ki, bunca emin adımlarla ilerleyişi kim takdir etmeden geçebilir, olgunlaşabilmenin zaman alacağına en güzel öğretmendir gül, hele bir dalına eğil de kulak ve neler neler anlatır gül...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
