Ömrümün en güzel yılları geçiyor bir kuru hevesle... Hani diyoruz ya olmaz öyle şey her nasılsa çıkarız bu işin içinden, hayır efendim çıkamıyoruz, kendimizi muktedir görmek ahmaklıkta dip nokta...
- Eee peki biz hiçbir işi yapamıyorsak bunları kim yapıyor, süregelen devam eden iş ve oluşlar kimin eseri?
- Bir bak bakalım kimin eseri
Biz herşeyin peşinden divaneler gibi dolaşıyoruz kimimiz ev kimimiz araba, kimimiz çocuk, kimimiz eş... Bir şey öğrendim ki peşinden koştuğum ne varsa elimden alınması ile geldim karşı karşıya, yahut elimden alınmasını başımdan gitmesini isteyecek kadar dert oldu imtihan oldu bana...
Aslında ömrümün baharı kışı diye birşey yok, yaptığımız tüm planlar suya düşmeye mahkum, bir şifre vereyim mi? Ben bir hiçim demediğimiz her an hiç olmaya doğru gidiyoruz adım adım, bu o kadar gizli bir şifre ki herşeyin içinde nokta kadar mevcut, görüp davranışını değiştirdiğin an elde ettiğin kazanç bir'e on, ya farkedemezsen? ki çoğunlukla yaptığımız bu, o zaman kaybetmek kaçınılmaz...
Tabii kaybetmek de göreceli, birinin kazandığı için sevindiği şey bir diğeri için kaybettiği düşüncesi ile elem verebilir... Kimin ne kazanmak istediğine bağlı...
Yani arkadaşım öyle bir acziyet ki bahsettiğim, her yeni güne ceplerimizde kelimelerimiz, istediğimiz arzu ettiğimiz ne varsa onların peşinde koşarken ve ceplerimizdekileri onları elde etmeye savururken başlayıp bitiriyoruz, bitiyor ceplerimizde, ellerimizde, dilimizde ne varsa ama bitmiyor acziyetimizi kabul etmeme enerjimiz, bitmiyor yapmak istediklerimiz, almak istediklerimiz...
Biteceği de yok hiç.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder